İsmail Gürol UĞURLU

Tarih: 18.01.2017 09:40

ŞÜKRÜ NAİLİ PAŞA AnlatıyorV

Facebook Twitter Linked-in

Şükrü Naili Paşa´nın hatıralarını anlatan kitaptan okuduğum bir bölümü sizlerle paylaşmak istedim. Sizlerde okuyunca ecdadımızla ne kadar iftihar etsek azdır dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet, ecdadımız canı pahasına bu vatanına nasıl sahip çıktıysa bizlerde o kahraman ecdadın torunları olarak vatanımıza sahip çıkmamız gerekmektedir. Şimdi Şükrü Nail Paşanın anlattıklarına kulak verelim.

Çanakkale´de Kanlıdere sırtlarında idik. Düşman sabahın dokuzunda ileri hatlarımızı bombardımana başlamıştır.

 Çok zayiat verdiğimizi görülünce yalnız dört manga kadar bir kuvvetimizin o siperde kalmasını, asıl kuvvetin geri çekilmesi emredilmiştir.

 Altı saat süren aralıksız bir bombardımandan sonra saat üçte düşman ateşi kesince, ortalığı saran duman tabakası yavaş yavaş dağılıyordu ki süngü takmış bir İngiliz taburunun duvar halinde hücum ettiğini gördük.

 Siperlerimiz arasındaki mesafe altmış metre kadar bir şeydi. Biz zannediyorduk ki, saatlerce bombardıman ateşi altında kalan ilerideki o dört mangamız erimiş, bitmiştir.

 Gözlerimiz birden hayretle açıldı. O siperlerimizden yirmi iki süngü parlamıştı... Ve o yirmi iki Türk o gün tam bir tabur düşmanla süngüleşti...

 Gözetleme yerinde yanımda bir Alman subayı vardı. Çenesi avuçları içinde şaşkın, bana Alman askerlerini nasıl bildiğimi, sordu:

?Derli toplu, muntazam iyi bir asker? cevabını verişim üzerine, şahidi olduğu misli az görülen kahramanlık olayının büyüklüğü ile çarpan kalbini yumruğu ile bastırarak:

? Hayır...? dedi.? Sizi temin ederim ki, bu şartlar altında Alman askeri değil altı saat, hatta yarım saat savaşamazdı. Türklerin cengâver olduklarını çok işitmiştim. Fakat şimdi gördüğüm sahne, bütün söylenenlerin çok noksan olduğunu anlatıyor. Türk askerinin yaman bir kuvvet, harikulade bir yaradılışı olduğuna inandım...?

Şükrü Naili Paşa´nın anlattıklarını dinledik. Şimdi soruyorum: Kimdi bu yirmi iki süngüyü kavrayan askerler? Nasıl cesaret ile öleceklerini bile bile bir tabur düşmanın üzerine hücuma kalkıyorlar?

 Elli yıl kadar önce gençliğimin ilk zamanlarında, görüşmeyi akıl ettiğim pek çok gaziye ?ÖLÜM?den korkmuyor muydunuz? Diye sorduğumda, sadece gülüyorlardı.

?Cephede ölüm, ballı bir gül şerbeti içmek kadar güzeldir, oğul.? diyorlardı.

Onlar bu topraklar için türkü söyler gibi ölümlere yürüyen, analarının gonca gülleriydi, babalarının dualarla askere yolladıkları koç yiğitleriydi.

 Bir daha soruyorum: Tarih boyunca sayamayacağımız kadar çok cephelerde, muharebelerde, Balkanlarda, Yemen´de, Hicaz´da, Kafkasya´da, Sarıkamış´ta, Irak´ta, Kuttulamarre´de, Suriye´de, Gazze´de, Galiçya´da, İnönü´de, Sakarya´da, Dumlupınar´da, Kore´de, Kıbrıs´ta ve bugün bu devletin varlığı için Güneydoğu sınırlarımızda can veren o gencecik fidanlar kimlerdi?

 Çoğunun mezarları bile belli değil.

 Unutulmayacak denildi, unutulup gittiler?

Onlar vatan için can verdiler.

 Tarihin sayfaları arasında kayboldular.

 Vazifelerini yaptılar.

 Acaba bundan sonra sıra kimde?

 BU DEVLET, BU MİLLET, BU VATAN VAR OLDUĞU SÜRECE ÇOCUKLARIMIZ O KUTSAL VAZİFELERİ YAPACAKLAR?

BU MİLLETİN ÇOCUKLARI DAHA ÇOK BALLI GÜL ŞERBETLERİ İÇECEK.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —