KIYAMETİN İLK GÜNÜ: Malazgirt 1071
?Aylardan Ağustos, günlerden Cuma idi, gün doğmadan evvel iklîm-i Rum´a. Bozkurtlar ordusu geçmişti hücuma. Yeni bir şevk ile gürlemişti gökler. Ya Allah... Bismillah... Allahu Ekber? Önde yalın kılıç savaşıyor Türkmen Başbuğu. Ardında Oğuz´un elli bin tuğu, andırır Altay´dan kopan bir çığı. İşte budur, Peygamberin övdüğü Türkler. Türk, Ulu Tanrı´nın soylu gözdesiydi,
Malazgirt ise Bizans´ın Türk´e secdesi. Bu ses insanlığa Hakk´ın müjdesiydi. Bu seste birleşir bütün yürekler... Ya Allah... Bismillah... Allahu Ekber!.? Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Malazgirt Destanı adlı şiirinde o büyük günü ve o büyük orduyu böyle betimliyor.
1071 Malazgirt Savaşı, bir destan. Türk´ün eliyle İslam´ın himmetiyle yazılan bir destan. Bizans (Hristiyan alemi)´ın kıyametinin ilk günü. Bu yıl bu destanın 944. yılını geride bırakıyoruz. Bugün bu destanın görünmeyen ya da daha derin olan tarafını görmeye çalışacağım.
İlk bakışta Malazgirt Savaşı, Büyük Selçuklu Devleti ile Bizans İmparatorluğu ve Sultan Alparslan ile Romanos Diogenes arasında gerçekleşmiş gibi görünse de birincil kaynaklarda yer alan bulgulara göre tam anlamıyla bir tarafta Hıristiyan dünyasıyla Bizans´ın, diğer tarafta ise İslam dünyasıyla Büyük Selçuklu Devleti´nin yer aldığı bir savaştır. Bu durumu örnekleyecek olursak:
Bazı kaynakların naklettiğine göre, İmparator İstanbul´dan hareket etmeden önce Ayasofya Kilisesi´ne gitmiş, görkemli bir dinî törene katılmış, som altından yapılmış büyük haçı ziyaret edip ondan istimdadda (yardım istemek) bulunmuş ve öyle yola koyulmuştur. İbnü´l-Cevzî ve bazı tarihçilerin naklettiğine göre; Romanos, İslâm´ı ve Müslümanları yok etmek için hareket etmiş ve Abbasî halifesinin yerine Bizans´ın dini ve mezhebi inancına uygun bir din adamı getirmedikçe, mescitleri yıkıp yerine kiliseler inşa etmedikçe ve İslam ülkelerini kendi ülkesine katmadıkça başkente dönmeyeceğine dair yemin etmişti.
Sultan Alparslan ise kendisini tamamen İslam´a adamış bir liderdi. Sultan Alparslan savaş başlamadan önce yakarışlarla, gözyaşlarıyla namaz kılmış, sonra askerlerine hitap ederek şöyle demiştir: ?Yiğitlerim, beylerim, askerlerim. Yerlerde ve göklerde Allah´tan başka sultan yoktur. Emir ve kader yalnız O´na aittir. Biz ne kadar az olursak olalım, onlar (Bizansılar) ne kadar çok olurlarsa olsunlar, bütün Müslümanların bizim için minberlerde dua ettikleri şu saatlerde düşman üstüne atılmak istiyorum. Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım, ya şehit olarak cennete giderim. Sizlerden beni takip etmeyi tercih edenler takip etsin. Ayrılmayı tercih edenler gitsinler. Burada emreden sultan ve emredilen asker yoktur. Zira bugün ben de ancak sizlerden biriyim, sizlerle birlikte savaşan bir gaziyim. Beni takip edenler ve nefislerini Allah´a adayanlardan şehit olanlar cennete, sağ kalanlar ise zafere kavuşacaklardır. Ayrılanları ise ahirette ateş ve dünyada da alçaklık beklemektedir? demiştir ve ordusunun, Türklüğün ve İslam´ın Allah´ın izniyle büyük bir zafer kazanmasına vesile olmuştur.
Diğer bir tarafta ise Abbasî halifesi el-Kâim Biemrillâh´ın Malazgirt Savaşı´nın her aşamasında Sultan Alparslan´ nın yanında aktif olarak yer aldığı tarihi kaynaklarda sabittir. Alparslan´ın askerlerinin yani İslam ordusunun ruhî ve manevî yönünü güçlendirmek için İslam dünyasındaki bütün Müslümanlara minberlerde ve mescitlerde Alparslan´ın ordusunun (İslam ordusunun) kâfir bir orduya karşı muzaffer olması yönünde duada bulunmalarını talep eden bir mesaj yollamıştır. Hatta bazı kaynakların halifenin hazırlattığı ve Muslâya oğlu Ebû Said tarafından kaleme alındığını söylenen bir dua metni, camilerde, minberlerde hatipler tarafından okunması için bütün İslam ülkelerine yollanmıştır.
Malazgirt Meydan Muharebesi, geniş kapsamıyla, İslam ve Batı Hıristiyanlığı gibi iki kutup arasında gerçekleşen büyük bir savaştır. Bu savaşın kısa ve uzun vadeli en önemli sonucu Anadolu´nun Türkleşmesi ve İslamiyet´in bu bölgede ilelebet hâkimiyet kurup orada kökleşmesidir.
1071 Malazgirt Zaferi´nden günümüze gelirken bu topraklarda tutunmak için, vatan yapmak için oluk oluk kanlarımızı akıtmışız ve akıtmaya da devam ediyoruz. Romanos Diogenes torunları bir türlü alamadıkları öçlerini almak için sabırla çalışıyorlar. Gerek kendileri gerekse maşa olarak kullandıkları kahpe terör örgütleri eliyle Alparslan´ın torunlarına şehadet şerbetini içiriyor. Ancak anlayamadıkları şey ise Türkler bu topraklarda bu şerbeti içtikçe bu vatana bağlılığı daha da artacaktır. Anadolu kıyamete kadar Müslüman Türk milletinin vatanı olarak kalacaktır. Bizans´ ın 1071 yılında Malazgirt´ te başlayan kıyameti 1453 yılında İstanbul hezimetiyle son bulmuştur. Bundan sonra da onlara yeniden diriliş olmayacaktır Allah (cc)´ın izniyle. Boşuna uğraşıyorlar.
Bu vesile ile vatanı uğruna şehit olan asker ve polisimizi şükran, saygı ve minnetle anıyorum. Rabbim inşallah şehadetlerini kabul buyurur.

