İsmail Gürol UĞURLU

Tarih: 24.04.2017 12:49

Hrisostomos Kalafatis...

Facebook Twitter Linked-in

Kurtuluş Savaşımızla ilgili gizli kalmış pek çok sayfalar var. Size bu gizli kalmış sayfalardan bir tanesinden bahsedeceğim. Anadolu´da yakılan Milli Mücadele ateşine karşı çıkan ve baltalamaya çalışan, işgalci düşmanla işbirliğine giren, düşmana yardım ve yataklık yapan içimizdeki hainler kadar, yıkılmakta olan Devlet topraklarından pay kapma hevesine kapılan azıklar da mevcuttur. Bu azınlıklar,600 yıl kendilerine güven ve refah içinde yaşama, kültürlerini yaşatma imkânı tanıyan Osmanlı Devletine karşı nankörlükler yapıyorlardı. İşte bu nankörlerden bir örnek okuyalım ki dostumuzu ve düşmanımızı tanıyalım.
İzmir´in Yunan işgali günlerinde ´´İzmir Rum Ortodoks Kilisesi Metropoliti´´ idi. İngilizlerin desteğiyle İzmir´i işgal eden Yunan ordusunu o karşıladı. Karşılama töreninde mihmandarlık ettiği kalabalığa Amerikan bayrağı taşıtmayı da ihmâl etmedi. Azılı bir Türk düşmanı olan bu metropolit, elindeki haçla kutsadığı işgalci Yunan ordusuna şu vaazı vermişti: "Evlatlarım, bugün İsa´nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp içerseniz, o kadar sevaba girmiş olacaksınız.
Ben de bir bardak Türk kanı içmekle, onlara olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım. Bütün azizler arkanızda..."
Ve 1922´nin 9 Eylül günü Türk Ordusu İzmir´e girerek, Yunan ordusunu ait olduğu yere, Ege Denizi´ne gönderdiğinde Metropolit Hrisostomos´un rahat günleri de sona erdi. Üç yıllık işgalin ardından, Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki Türk Ordusu İzmir´de yönetimi ele aldığında onu tebrik etmeye ilk gidenlerden biri de Yunan ordusuna ´´Türk kanı içmeyi´ ´emreden İzmir Metropoliti idi. Sakallı Nurettin Paşa derhal gözaltına alınmasını emretti ve vilâyet binasından çıkartılırken öfkeli Türk Milleti tarafından linç edildi. Ortodoks kilisesi 1992´de bu hain papazı ´´aziz´´ ilân etti.
İzmir kurtuldu, bütün vatan kurtuldu ve 1923´te Lozan Antlaşması imzalandı. Lozan, Türkiye´deki Patrikhane´nin hukuki statüsünü de belirlemişti. Antlaşma ile birlikte Patrikhane´nin idarî, siyasî ve yargısal yetkilerine son verilmiş ve sâdece dini bir kurum olarak kalması sağlanmıştı.
İstanbul Valiliği tarafından 6 Aralık 1923´te bir tezkere yayınlandı. Buna göre; Fener patrikleri, Türkiye Cumhuriyeti yasaları çerçevesinde idarî açıdan, Eyüp Kaymakamlığı´na, Fatih Savcılığı´na ve İstanbul Valiliği´ne bağlı olacaklardı. Çoğu cemaatsiz 18 metropolit tarafından yapılan seçimin onayını İstanbul Valiliği verecek dolayısıyla patriğin Türkiye Cumhuriyeti Devleti içindeki en yüksek dereceli muhatabı İstanbul Valisi olacaktı. Lozan´da varılan mutabakat gereği Patrikhane için düzenlenen maddelerden biri şöyle diyordu:
´´Patrikhane, Türkiye kânunlarına tâbi bir kuruluştur. Patrik ve Patrikhane memurları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Türk Hükümeti´nin muvafakatiyle tayin edilirler ve Türk Hükümeti´nin denetimine tâbidirler. Başka ülkelerden, özellikle Yunanistan´dan rahip getirilmesi yasal olarak mümkün değildir.´´
Tarih 29 Ağustos 2016´yı gösterdiğinde, 94 yıl sonra Türkiye´de bir ilk gerçekleşti. Fener Rum Patriği Barthalemous, yetkisi dışında İzmir´e yeni bir metropolit atadı. Yunanistan´ın Volos kentinde doğan ve 3 yıl önce Türk vatandaşlığı alan Bartholomeos Samaras İzmir´in yeni metropoliti oldu. Patrik, yalnız metropolitle yetinmedi, Yunanlıların ´´Eritre´´ adını verdikleri Urla, Çeşme ve Karaburun bölgesine de bir ´´Eritre Piskoposu´´ atadı.
Türkiye´nin darbe, tarikat, cemaat, fetö ile meşgul olduğu günlerde ülkenin en batısında bunlar yaşanıyordu. Ve insanlar her zaman olduğu gibi gökyüzüne değil, gökyüzünü gösteren parmağa bakıyordu. Saygılarımla

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —