Muammer Kökcüoğlu


Borç alma ve verme

Günümüzde saçıp savuranlar, borçtan kurtulamıyor. Hele o kredi kartları var mı yok mu.


Hayat yolunun düzü bulunduğu gibi, iniş ve yokuşu da vardır. Bu yolda yürüyen biz insanlar, bazen, ekonomik sıkıntılar karşısında kalır. İhtiyaçlarını karşılamaz, elindeki maddî imkânları kâfi gelmez ve borç almak zorunda kalır.

Borç, sahibinin omuzlarını çökerten ve yüzünü kızartan ağır bir yüktür. İnsan, bu yükün altına girmemeye çalışmalı, masrafını fuzuli harcamasına göre değil, ihtiyaçlarına göre ayarlamalı ve gelirinin bir miktarını kara günler için ayırmalı.

Kazancından fazla harcama yapan, israf kapısını açmış olur tıpkı günümüzde olduğu gibi. Günümüzde saçıp savuranlar, borçtan kurtulamıyor. Hele o kredi kartları var mı yok mu. İnsanları hayatı boyunca borç altında yaşatıyor, borçlu olarak ölüp gidiyor bu hayattan, hatta borç ölümüne sebep oluyor.

Gelir ile giderde denge kurulmakla beraber beklenmedik bir durum karşısında kaldığımız olur. Ani bir hastalık, ölüm, kaza, bela ve yangın gibi bir durum istemeyerek bizi borcun altına iter.

Borçlu bir insan; hayatî ve zarurî olan ihtiyaçlarından başka masraf yapmamalı, asgarî bir yaşama tarzı ile hareket edip bir taraftan da borcunu kapatma çabası içinde olmalı.

En güzel yol nedir? Hiç düşünmeden denilebilir ki, borcunu ödemekte samimî bir niyet, eskiden olduğundan daha fazla çalışmaya gayret ve iktisada riayet göstermek. Böyle hareket eden bir kişiye Cenab-ı Hak da yardımcıdır. Yeter ki o, bu ölçüyü elden bırakmasın. Allahü Teâlâ o kulun, koluna kuvvet ve malına bereket ihsan eder de düştüğü darlıktan kurtarır. Hiç ummadığı yerden rızık kapılarını açar

Kul, Allah'a tevekkül eder, ona inanır ve güvenirse Cenab-ı Hak da onu nusretiyle takviye eder. Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde buyuruyor ki:

“Borçlu, borcunu Ödeyinceye kadar Allah Teâlâ’nın yardımı onunla beraberdir. Fakat bu yardım onun borcunun, Allah'ın sevmediği bir şey hakkında olmadığı ve ödemeye gayret gösterdiği takdirdedir”.

İslâmî hükümlere bağlı bir mümin, borcunun tamamını ödemeye imkânı olmadan eceli gelecek olursa ailesine, borcunun ödenmesi için vasiyet etmeli. Vasiyet etmemek, yer altında, boynunda kul hakkı olduğu halde yatmaya sebep olur. Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmakta:

“Bir kulun, Allah'ın menettiği günahlardan sonra, Allah katında karşılaşacağı günahların en büyüğü, o adamın, üzerinde borç olduğu halde onu ödeyecek bir şey bırakmadan ölmesidir”.

Kul hakkı ile huzur-u ilahîye giden, borcunu sevapları ile ödemek zorunda kalır. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:

“Borcunu ödemek niyetinde olan hiçbir kul yoktur ki, Allah tarafından bir yardım onunla beraber olmasın”.

Bir şahsın vefatı hâlinde onun yakınları, ilk önce borçlarını öderler. Bundan sonra, ölen kimsenin vasiyeti varsa, malının üçte birinden onu yerine getirirler. Daha sonra, arkaya kalan malı, varisler arasında ve usulüne uygun olarak taksim ederler.

Borcun ödenmesi, önem bakımından, vasiyetten önce gelir.

 

Ölen kimsenin yakınları, mevtanın borcunu ödemekte ihmal göstermemeli. Zira Müzminlerin ruhu, ölümden sonra borcu ödeninceye kadar, borç sebebine takılı kalır.

İlahî derecelere ve ebedî nimetlere kavuşabilmesi için, ölenin borçları kapatılmalıdır.

-Borç vermenin fazileti-

Her Müslüman, içinde yaşadığı toplumun ve Müslümanların dertleriyle alâkadar olacak ve din kardeşlerine elinden gelen yardımı esirgememeli.

Yiyeceksiz, giyeceksiz kalmış; hayvanı ölmüş, evi harap olmuş kimselerin derdine derman olunmalı.

Onlara ödünç para vermek, veresiye mal satmak suretiyle yardımcı olmak, dinî vazifelerimizin başında gelmektedir. Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmakta:

“Cennete girdim, kapısı üzerinde şunu yazılmış gördüm: "Sadakanın sevabı bire ondur. Ödünç vermeninki (bire) on sekizdir." Dedim ki: "Yâ Cebrail, sadakanın (sevabı) nasıl on oluyor da ödün­cün son sekiz oluyor?" Cebrail dedi ki: "Sadaka zenginin de fakirin de eline düşebilir. Ödünç ise ona muhtaç olan kimseden başkasının eline düşmez".

Bir Ayet-i kerimede şöyle buyurulmakta:

“Kimdir o ki Allah'a güzel bir ödünç versin de Allah da onu kat kat birçok artırsın? Allah kimini daraltır, kimini genişletir. Siz hepiniz ancak ona döndürüleceksiniz.

Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmaktadır: “Bir şeyin borç verilmesi sadakadan hayırlıdır”.

Borçluya karşı takip edeceğimiz yol şöyle olmalı:

“Eğer borçlu darlık içinde bulunuyorsa ona, geniş bir zamanına kadar, mühlet verin. Sadaka olarak bağışlamanız ise sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz”.

Borçluya mühlet veren kimseyi Cenâb-ı Hak, Arş'ın gölgesinde barındıracaktır. Darda kalan kimseyi himaye kanadı altına alan Cenâb-ı Hak, kıyamet gününün tehlikelerinden koruyacaktır. Bir hadis-i şerifte de şöyle buyruluyor:

“Kim bir borçluya mühlet verirse, günü dolmadan önce her bir gün için kendisine alacağı para miktarınca sadaka vermiş gibi ecir vardır. Mühlet dolduğunda yine müddeti uzatırsa her bir gün için kendisine alacağının iki misli kadar sadaka vermiş gibi sevap vardır”.

“Halka borç veren bir adam vardı. Oğluna derdi ki " Alacak için fakire varırsan ondan geçiver. Olur ki Allah da bizim günahlarımızdan geçer." Vefat edip Allah'a kavuştuğunda Allah da onun hatalarından geçti”.

Borç veren kimse, alacağı karşılığında, Allah rızasından başka hiçbir şey beklememelidir. Verdiği paraya karşılık olarak bir şey isterse tefecilik yapmış ve faiz almış olur.

İnsan bir iyiliği yaparken, faydalanmayı değil faydalı olmayı esas kabul etmeli ve bu yolda beklediği ancak Allah Teâlâ'nın rızası olmalıdır.